VAKA PAYLAŞIMI
BAĞLANMA VE ÇOCUK
PSİKOLOG ERVA GÖZEY
İnsan, topluluk halinde yaşayan bir organizmadır ve başka insanlarla bir arada bulunma isteği içerisindedir dolayısıyla insan yavrusu, biyolojik açıdan, yaşamını sürdürebilmek için, diğer türlerin yavrularına oranla, çok daha uzun süre anne-babasının doğrudan yardımına muhtaçtır. Bu nedenle yaşamın ilk dönemlerini otistik dönem olarak da adlandırılabiliriz. Bu kaçınılmaz durum, insan türünden organizmaların bir arada yaşama, eğilim ve gereksinimlerini, özellikle de bağlanma ihtiyacını açıklamaktadır. Bağlanma, ilk temel ilişki olan anne çocuk ilişkisi ile başlayan ancak sonraki yaşam dönemlerindeki bağlanmalar üzerinde etkinliği olan önemli bir süreçtir. Bu önemli süreçler başlıca; bağlanmanın başlangıç yaşı, bağlanmanın şiddeti ve birincil bağlanma objesidir. Bebeklik döneminde bağlanma aşamalar halinde gözlenmektedir. Doğumdan hemen sonra insan yavrusunun doğası gereğince başlayan bağlanma; meme arama, başını döndürme, emme, yutma, parmak emme, yakalama, anneye yönelme, beslenme saatlerini sezinleme ve hazırlanma şeklinde kendisini göstermektedir. Sekizinci haftayla birlikte bebek bakıcısına yönelmeye başlamaktadır. Bebeğin bu dönemden itibaren bakıcısına gülümsemesini ve uzun süreli göz ilişkisi kurmasını bekleyebiliriz.

Bağlanma tam olarak altı ay ile yirmi dört ay arasında şekillenmektedir. Bu dönemin ardından çocuk yaşamında gerek birincil bakıcısıyla gerekse de diğer insanlarla geliştireceği karmaşık yapıdaki ilişkilere girecektir (Kaplan ve ark. 1994). Birincil bağlanma figürü çoğunlukla annedir. Bireyin çevresi ile güvenli ilişki geliştirebilmesi anne ile kurmuş olduğu güvenli bağa bağlıdır. Buna karşın, pek çok bebekte temel bağlanma anneyle olduğu kadar babayla da iyi olmaktadır. Baba-bebek bağlanmasında bağlanma şekli ve ilişkinin ayrıntıları anneye bağlı olarak değişmektedir. Eğer anne-babadan her ikisi de uyarıcı kaynağı ise, bebeğin, hem annesine hem de babasına güvenli bağlanma geliştirebilmesi olasıdır. Nitekim bunun gerçekleşmesinde, bebeğin algıları da etkilidir. Zira ebeveynlerin sesinin tonu, giyimi, verdiği tepkileri, kokusu ve dokunuşu farklıdır. Bu sayede, bebek, anne ve babasının iki farklı kişi olduğunu algılar. Bebeğin ebeveynlerini ayırt etmesi ve ilişki kurabilmesi ebeveynlerle kurduğu bağlanma biçimden geçmektedir.
Bağlanma kuramcılarına göre bağlanma biçimi süt çocukluğu döneminde güvenli ya da güvensiz olarak bir kez belirlendikten sonra yaşam boyunca süreklilik gösterir. Tanım olarak bağlanma biçimi, yaşamın erken döneminde belirlendiği ve süreklilik gösterdiği düşünülen bireyin diğer insanlarla ilişki kurma örüntüsüdür. Bağlanmanın ilişkisel konumu, çocuk ile ebeveyn arasında ki yaşanan ilişki ile beraber gelişir. İlişkide gelişen bağlanma stilleri üç ana başlıkta oluşur: Güvenli bağlanma, Kaçıngan bağlanma ve Kaygılı bağlanma. Güvenli bağlanma gösteren çocuklar, annelerinin yanlarında olduğunu bilen ve stres durumlarında yardımcı olacaklarından emin olan çocuklardır. Anne ayrıldığında tepki göstermelerine karşın döndüğünde kolaylıkla yatışırlar.

Güvenli bağlanmanın gelişmesi için çocuğun kesintisiz, tutarlı tepki veren, duyarlı ve her zaman ulaşılabilir bir bakım verene sahip olması gerekir. Bakım verenin çocuk ile ilişkisi bağlanmanın temel belirleyicilerindendir. Anne çocuk arasında ki iletişimin bağlanmadaki etkisi üzerine sorun yaşayan 5 yaşlarında bir danışanım vardı. Annesiyle arasında güvenli bir bağ kuramamanın yanı sıra beraberinde öz güven eksikliği, kaygı problemleri de eşlik ediyordu. Anne ile görüşmeden edindiğim bilgiler doğrultusunda, annenin çocuğuna tutarlı bir ilişki sağlayamadığı, annenin her zaman ulaşılabilir olmanın aksine her zaman gidebilecek durumda olduğu yansıtılmıştı. Dolayısıyla güvenli bağlanma ortamı kurulamamış, anne sözel ve davranışsal ifadeleriyle çocuğun güvenli bağlanmasını engellemekte ve tepkisel bağlanma bozukluğu göstermesine neden olmaktadır.

Tepkisel bağlanma bozukluğu gösteren çocuk, toplumsal iletişim ve yaşına uygun tepki verme konusunda yetersizdir. Çocuk seçici olmayan bağlanmalar ve uygunsuz toplumsal ilişkiler sergiler. Çocuk ilişki kurmada duygusal yakınlık göstermede belli bir bozukluk gösterebilir (Barnet ve Vondra 1999). Çocuğun gelişim süreci içerisinde içe çekilme, konuşma gecikmesi, insanlara karşı ilgisizlik, çevreye karşı duyarsızlığı olabilir. Çocuk yaşamında gerek birincil bakıcısıyla gerekse de diğer insanlarla geliştireceği karmaşık yapıdaki ilişki stilini yansıtmaktadır. Çocuk her ağladığında anne çocuğu bırakıp, gitme eylemi ile tehdit ettiğinde, çocukta uyum sağlamaya yönelik bu tepkileri gösterememe ve farklı problemlerle kendini ifade etmeye başlar. Bowlby'ye göre, ağlama, keşfetme gibi ayrılığa karşı gösterilen kaygı, protesto ve kopma tepkileri çocuğun temel koruyucusundan ayrılmaya karşı gösterdiği yüksek düzeyde uyum sağlamaya yönelik tepkilerdir.

Çocuğun gösterdiği tepkiler, bakım veren ile kurulan bağlanma süreçleri sonucunda oluştuğunu söyleyebiliriz. Yaşamın ilk iki yılını kapsayan bağlanma süreci dönemlere ayrıldığında; doğumdan 8-12 haftaya kadar uzanan ilk dönem bağlanma öncesi dönem olarak ifade edilir. Çevresindeki kişilere yönelme davranışı gösterir ancak kişileri ayırt edebilme yetisi yoktur ya da çok kısıtlıdır (Haight ve ark 2003, Joseph 1992). Bağlanmanın ilk işaretlerinin ortaya çıktığı ikinci dönem 8-12 haftadan 6. aya kadar uzar. Bu dönemde bebek anneyi yabancılardan ayırt etmeye başlar. Bağlanmanın tam olarak gözlendiği 3. dönem 6-24 aylar arasıdır. Altıncı aydan itibaren "Ayrılma-Bireyselleşme" dönemi başlar. Bu süreçte iki ana gelişimsel süreç yaşanır. Birincisi; intrapsişik otonominin, algılamanın ,belleğin ve gerçeği değerlendirmenin evrimi olan bireyselleşme ile farklılaşma, uzaklaşma ve mesafe koyma, sınır oluşumuyla birlikte, anneyle bağların çözülmesini içeren ayrılmadır. Mahler'e göre, çocuğun sağlıklı olması için anneden ayrılması, kopması gerekmektedir. Bu dönemde bağlanma davranışı yakınlık arayışı ile kendini gösterir ve küçük çocuklarda bağlanılan kişilerden ayrılma ile belirginleşir. Çocuğun bireyselleşip anneden ayrılabilmesi de, ancak ona güvenli bağlanabilmiş olabilmesi ile olanaklıdır (Ainsworth 1997).

Tüm bu süreçler göz önüne alındığında bağlanma; bireyin ruhsal sürecini değerlendirirken dikkate alınması ve üzerinde durulması gereken önemli bir yapıdır. Bu yapının temeli çocukların doğumdan itibaren deneyimledikleriyle oluşmaktadır. Her ne kadar süreç doğumdan itibaren başlasa da annenin hamileliğindeki ruhsal durumunun önemli rol oynadığı da bir gerçektir. Erken dönemdeki bağlanmayı ne kadar iyi anlayabilirsek yaşamın diğer dönemlerindeki sosyal ilişkileri de o kadar iyi anlayabiliriz.

Bakım verenin çocuk ile kurduğu ilişkinin düzey ve boyutları, çocuğun ebeveynine ve yaşamdaki ilişkisel davranışlarındaki yansımaları için önemlidir. Çocukların deneyimledikleri sosyal, duygusal ve bilişsel gelişimlerini etkileyeceğinden bu deneyimler onların sonraki yaşamlarının kalitesini etkileyebilir. Bağlanmanın temelini oluşturan ve ilişkide en önemli rolü üstlenen her ne kadar anne olsa da, babanın da çocuk ile kurmuş olduğu bağın etkisi yadsınamaz düzeydedir. Bu yüzden çocukların güvenli, saygılı, sosyal ve duygusal ihtiyaçlarının karşılandığı bir ortam sunmak ebeveynlere düşmektedir.

Kaynakça:
1) Bowlby, J. (2012). Bağlanma. TV Soylu (çev.), İstanbul: Pinhan Yayıncılık (Orijinal Baskı Tarihi 1969), 74.
2) Soysal, A. Ş., Bodur, Ş., İşeri, E., & Şenol, S. (2005). Bebeklik dönemindeki bağlanma sürecine genel bir bakış. Klinik Psikiyatri, 8(2), 88-99.

© Tüm hakları saklıdır Psycholocals.

Made on
Tilda