hAZIRLAYAN: Psİkolog Hİlal Yıldırım
Bir Başkaldırı Öyküsü: Kaptan Fantastik
Dünya düzenine, şehir hayatına, başkalarının belirlemiş olduğu yazılı ve sözlü olan her şeye başkaldırıp sıfırdan kendi isteklerinize göre bir hayat kurmak ve burada sadece kendi ailenizle yaşamak nasıl olurdu? Gitmek zorunda olduğunuz bir okul, hastalanınca gidebileceğiniz bir hastane, ihtiyacınız olan bir şeyi almak için yol üstünde uğrayabileceğiniz bir market olmadan yaşamak sizce zor mudur yoksa halihazırda kurulu bir düzeni olmayan, kutlanılacak önemli günlere bile sizin karar verdiğiniz bir dünya inşa etme fikri size sıcak mı geliyor? Kaptan Fantastik filmi, bu sorulara net bir cevap vermemekle birlikte izleyicisinin, her iki durumun olumlu olumsuz taraflarını fark etmesine yardımcı olan bir film. Yazımını ve yönetmenliğini Matt Ross'un yaptığı 2016 yılında gösterime giren, komedi\dram türündeki bu filmin konusunu 10 yıl önce şehir hayatını reddederek ormana yerleşmiş bir ailenin yaşadıkları oluşturuyor. Ben ve eşi Leslie, yıllar önce kapital düzene ve ailelerine rest çekip ormanda yaşamaya karar veren bir çifttir. Ormanda kendi kurallarının geçerli olduğu, alışılmış olan şehir ve köy yaşamından oldukça uzak bir yaşam alanı inşa ederler. Yiyeceklerini kendilerinin yetiştirdiği meyve sebzelerden, ormanda avladıkları hayvanlardan ve besledikleri hayvanların etinden sütünden temin ederler. Yaşadıkları evi kendileri inşa etmiş, kutladıkları bayramların gününü bile kendileri belirlemişlerdir. Zaman içerisinde kurmuş oldukları bu hayatın içerisine 6 tane çocuk doğar ve çocuklar kendi ailelerinden uzakta olmadan ve yaşadıkları orman dışına çıkmadan büyürler. Okulun olmadığı bu düzen içerisinde, anne ve babaları çocukların hem eğitmeni hem ebeveyni konumundadır. Her gün yapmaları gereken aktiviteleri anne ve babası tarafından belirlenen bu çocuklar, yiyeceklerini kendileri avlamakta, vahşi orman yaşamında kendilerini çok iyi koruyabilmekte ve bütün boş zamanlarını kitap okuyarak geçirmektedirler. Tıp, felsefe, sanat, spor gibi hayatla ilgili olan her türlü bilgiyi sadece kitaplardan ve anne babasından öğrenen çocuklar, oldukça bilgili fakat bir o kadar da deneyimsizdirler. Yaklaşık 15 yıl ormanda izole bir şekilde yaşayan bu aile, annenin vefatından sonra cenaze işlemleri için ilk defa şehre gider ve birçok zorlukla karşılaşır. Şehirde karşılaştıkları zorluklar komik ama bir o kadar da sizi üzerinde düşünmeye iten bu filmde, dünya düzeninin olmadığı bir hayat ile modern hayatın birçok alanda karşılaştırmasını görebilirsiniz. Çok fazla açıdan ele alınabilecek olan bu hikâyede benim değinmek istediğim nokta çocuk gelişiminde psikososyal çevrenin etkisi.
Bir çocuk, düzenin olmadığı vahşi yaşamın ortasında sadece kitaplarla eğitilebilir mi? Okulun, öğretmenlerin ve arkadaşların olmadığı bir sistemde sadece kitaplardan edinilen bilgilerin yaşarken yetersiz kaldığını ama aynı zamanda bu çocukların şehirde yaşayan çocuklara nazaran çok daha bilgili olduklarını filmden görebilmekteyiz. Şehir yaşamındaki çocukların gelişen teknolojiyle birlikte kitap okuma alışkanlıklarının ve buna bağlı olarak okul başarılarının düşmesi gözden kaçmayan bir gerçek. Bir diğer yandan, sadece kitaplarla büyüyen çocukların sahip olduğu iletişim problemleri, öğrenmiş oldukları teorik bilgileri pratiğe dökemeyişleri de filmde konu edinilmiş.
Hepimizin bildiği bir şey var ki eğitim ailede başlar. Bu yüzden çocukların gelişiminde ailenin rolü yadsınamaz. Çocukların çok fazla kısıtlandığı, sürekli kuralları olan bir aile düzeni ne kadar zarar vericiyse, çocuğun istediği her şeyi yapmasına izin veren ve çocuğu denetlemeyen düzen de bir o kadar zarar vericidir. Bu yüzden ideal olan ebeveyn tutumu çocuk ile sağlıklı iletişim kurabilen, çocuğun ihtiyaçlarını görüp karşılayabilen, çocuğa seçme hakkı sunan ama aynı zamanda sınırları konusunda da fikir sahibi olmasını sağlayan, çocuğun bağımlı değil bağlı olduğu bir düzendir. Bunun yanı sıra, çocuğun büyürken etrafındaki diğer insanlarla kurduğu ilişkinin de çocuğun gelişimi üzerinde çok büyük etkisi vardır. Nihayetinde insan sosyal bir varlık. Bizler kurduğumuz ilişkilerde yara alırken, yine kurduğumuz ilişkilerde iyileşiriz.
Herkesten ve her şeyden izole bir yaşam sürmek bazen istediğimiz bir şey olsa da pek gerçekçi değildir. Bu yüzden diğer insanlarla kurduğumuz ilişkiler bizler için hem önemli hem de gereklidir. Sonuç olarak, gelişen ve değişen dünya düzenine başkaldırıp, sağladığı yararları elimizin tersiyle itip doğada izole bir şekilde yaşam kurmaktansa, değişen dünya düzeninin sağladığı yararları kullanıp, çocukların gelişiminde onlara fayda sağlayacak şekilde değerlendirmenin gerekli olduğunu düşünüyorum. Hayatı her anlamda ele alan, içinde yaşadığımız modern hayatın artı ve eksilerini görebileceğimiz, ideal dünya düzeni ile ilgili düşüncelerimizi yeniden gözden geçirmemizi sağlayacak olan bu filmi izlemenizi tavsiye ederim.

© Tüm hakları saklıdır Psycholocals.

Made on
Tilda