hAZIRLAYAN: Uzm.Psk.Danışman Hatİce SELMAN
BİR BAŞARI ÖYKÜSÜ: ZORAKİ KRAL (THE KING'S SPEECH)

2010 İngiltere yapımı olan, yönetmenliğini Tom Hooper'ın yaptığı biyografi, tarih ve dram türünde etkileyici bir yapım: Zoraki Kral

İngiliz Kraliyet ailesinden VI. George'un kekemeliğini yenmesi üzerine kurulu, gerçek bir yaşam öyküsünü konu alan bu dönem filminin başrollerinde Colin Firth, Helena Bonham Carter ve Geoffrey Rush'ı görüyoruz. Başarılı oyunculuklarıyla, her birimizin kendisinden bir şeyler bulabileceği yönleriyle, her bir oyuncunun farklı farklı özellikleriyle ön plana çıktığı bu filmin zaman aşımına uğramaya hiç niyeti yok gibi.

Film, babası V. George'un ölümünün ardından tahtın bir anda Albert Frederick Arthur George'a devredilmesiyle başlar. Apar topar tahta oturan yeni kralın önünde çok önemli bir engel vardır: Kekemelik. Defalarca kez bu sorunu çözmek için adımlar atmış, fakat istediği sonuca ulaşamayınca artık yorulmuştur.

Kralın genel profiline biraz daha yakından baktığımızda aslında karakteristik olarak ve bilgi yönünden krallığa uygun olsa da kekemelik problemini aşamadığı için kendine olan güvenini kaybetmiş ve kendi olumlu taraflarını neredeyse unutmuş olduğunu görmekteyiz.

İşte tam da burada hepimizin hayatının bir ya da birkaç alanında deneyimlediği "öğrenilmiş çaresizlik" kavramını hatırlıyoruz. Öğrenilmiş çaresizlik, bireyin bir durum için çeşitli denemeler yaptıktan sonra sürekli olarak olumsuz tepki alması sonucunda ortaya çıkan başarısızlığı kökten kabullenme halidir (Seligman, 1972). Herkes her alanda aynı başarıya sahip olmayabilir. Her bireyin bütün becerileri de aynı ölçüde gelişmemiş olabilir. Bir sorunumuzla çok iyi baş ederken diğerini çözmek belki yıllar alabilir. Fakat gerek içsel gerek çevresel sebeplerden dolayı başaramadığımız konulara daha fazla odaklanabiliriz. Bir de üstüne bir sorunu defalarca çözme girişimine rağmen başarısız olduysak bu bizim kendimize güvenimizi, genel kaygı düzeyimizi ve sosyal ilişkilerimizi etkileyebilir (Maier, 1993). Hatta zamanla hayatımızın merkezine öyle bir oturabilir ki, biz de kral gibi kendimizi o başarısız tarafımızdan ibaret görebilir ve bize onu hatırlatma ihtimali olan her durum ve kişiden kaçabiliriz.

Neyse ki kral öğrenilmiş çaresizliğin psikolojik yansımalarından iyi anlayan, sıradışı bir konuşma terapisti olan Lionel Logue ile karşılaşmış ve hayatının dönüm noktasını yakalamıştır.

Krala dair ikinci göze çarpan nokta ise belirgin şekilde yaşadığı kaygıdır. Kralın terapisti ile ilk karşılaşmasından itibaren olan hemen her sahnede çok kaygılı olduğunu ve ilk görüşmelerde terapiye ve terapiste karşı direnç gösterdiğini görmekteyiz. Terapiste baktığımızda ise alışılmışın dışında, kendi prensipleri ve yöntemleri olan bir profili izlemekteyiz. Terapist nitelikli gözlemleriyle öğrencisinin ihtiyaçlarını hızlıca tespit etmiş, yalnızca kekemelikle değil kaygıyla da baş etmeleri gerektiğini fark etmiştir. Buradan hareketle terapistin krala bir kral gibi değil de arkadaşıymış gibi davranması, ismiyle hitap etmesi gibi beklenmedik tavırlar içeren yaklaşımının kralın ilgisini çekmesine ve onu içinde bulunduğu gergin ruh halinden çıkarmasına yardım ettiğini görmekteyiz. Filmin akışı boyunca da kralın terapistiyle arasındaki güvene dayalı bağın çerçevesinde adım adım hem kaygısını hem de öğrenilmiş çaresizliğini aştığını ve sonunda tam da hedeflediği gibi halka seslenişini gerçekleştirdiğini görmekteyiz.

Son olarak kendimize dair aştığımız her problem sırasında yeni bir şeyler öğrendiğimizi göz önünde bulundurarak; öğrenmeyle ilgili konularda sıkça karşımıza çıkan bir unsur olan kaygı hakkında şu eklemeyi yapmayı yararlı görüyorum. Öğrenme üzerinde etkili olan psikolojik, fiziki ve sosyal birçok faktör vardır (Seven & Engin, 2008). Psikolojik faktörlerden birisi olan kaygı çok düşük olduğunda da yüksek olduğunda da öğrenmeyi olumsuz etkiler (Vitasari ve ark., 2010). Sağlıklı ve istendik olan ise kaygı düzeyinin baş edilebilir bir seviyede olmasıdır. Filmde de görüldüğü gibi güven, bilgi ve iş birliği bir araya gelip yoğun duygular dengeye getirildiğinde; öğrenmenin ve ilerlemenin önünde hiçbir engel duramamaktadır.

Hem eğitimciler hem ebeveynler için öğrenmenin doğasına ışık tutan yanlarıyla bu filmin analizini bir sözle tamamlıyor, izleyecek olanlara iyi seyirler diliyorum: Başaracağına inanmak, başarmanın yarısıdır.

Kaynakça

1) Seligman, M. E. (1972). Learned helplessness. Annual review of medicine, 23(1), 407-412.

2) Maier, S. F. (1993). Learned helplessness: relationships with fear and anxiety.

3) Vitasari, P., Wahab, M. N. A., Othman, A., Herawan, T., & Sinnadurai, S. K. (2010). The relationship between study anxiety and academic performance among engineering students. Procedia-Social and Behavioral Sciences, 8, 490-497.

4) Seven, M. A., & Engin, A. O. (2008). Öğrenmeyi etkileyen faktörler. Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 12(2), 189-212.


© Tüm hakları saklıdır Psycholocals.

Made on
Tilda