Dilek Akıcı Tayanç
Psikolog, Psikoterapist, Öğretim Görevlisi
TARKOVSKY'NİN AYNA'SINDAN YANSIYANLAR

Andrei Tarkovsky'nin erken dönem sinemasının örneklerinden olan Ayna (1975), nostaljik duyguların ağır bastığı ve yönetmenin çocukluk çağına uzanan otobiyografik bir anlatımdır. Ayna, Tarkovsky'nin şiirsel anlatım, flashbackler, ağır çekim rüya görüntüleri ve belgesel görüntülerle çektiği zaman-mekân kavramının silikleştiği, bir çeşit tüm zamanlılık içeren belleğin koridorlarına yolculuk filmidir. Bu bellek yolculuğu, başlangıçta kişisel bir yolculuk gibi görünebilir ancak her bireyin kendi çocukluğundan, geçmişinden izler taşıması, belleğin her insanda aynı biçimde gerçekleşen süreçlerini imajlar yoluyla temsil etmesi ve haber/belgesel görüntüleriyle kültürel ve kültürlerarası büyük değişimler karşısında insanın acziyetine vurgu yapması nedeniyle bu film, insanın büyük yolculuğunun en yansıtıcı öykülerinden birini sunmaktadır. Nasıl ki Demans ve benzeri amneziyle ilgili hastalıklarda bir çeşit tedavi yöntemi olarak anımsama terapisiyle hastalara geçmişi, fotoğrafları gösterilerek anımsatılmaya çalışıyorsa ve bu tedaviyle hastanın şimdiki benlik algısı sağlıklı hale getirilmeye çalışıyorsa Ayna ile yönetmenin yapmaya çalıştığı, kişisel ve kültürel amnezinin karşısına geçmişi getirme yoluyla "şimdi"nin sağaltımıdır. Ayna bize, kendi varlığımızı ve benliğimizi sağlıklı şekilde kabullenebilme ve sürdürebilmenin, bellek kaynaklarını ve süreçlerini doğru şekilde kullanmakla mümkün olabileceğini gösterir.
Filmde İkinci Dünya Savaşı öncesi, İkinci Dünya Savaşı sonrası ve 1975'deki "şimdiki zaman" olmak üzere üç farklı zaman periyodu mevcuttur ve bu periyotlar boyunca karakterler arası sürekli bir geçişlilik söz konusudur. Örneğin Aleksei'nin çocukluğuna ait hatıralarında ve rüyalarında görünen annesi Maria ile karısı Natalia'yı aynı aktrist oynamaktadır.Yine Aleksei'nin on iki yaşındaki çocukluğu ile Aleksei'nin çocuğu Ignat'ı aynı aktör oynar. Tarkovsky'nin flashbacklerle geçişli ve rüyalara bezeli çocukluk anılarına eşlik eden Sovyet ve dünya tarihinden haber/belgesel görüntüler ise babasının seslendirdiği kendi şiirleriyle birlikte sunulmuştur. Gerek iç içe örülü zaman periyotlarıyla ve geçişli karakterleriyle, gerekse "ev, yuva" vurgusu ile evrensel bir bütünlük, birlik duygusu filme hâkimdir. Tarkovsky'e göre insan, yaşadığımız çağda anlamın yitimi ile karşı karşıyadır. Sinema hem toplum hem de birey için yitirilen anlamı yeniden inşa etme ve belleğin onarılma sürecinde önemli bir işlev görmektedir. Ayna'nın belirgin özelliklerinden biri de zamanı kurgulama biçimidir. Yönetmen Ayna'da zamanı yapı bozumuna uğratarak film içinde ileri ve geri sıçramaları sık kullanarak seyircinin şimdiki zaman, geçmiş ve gelecek zaman algısı ile de oynamaktadır. Ayna'daki zaman atlamaları ile yönetmen bir çeşit zamansızlık ya da sonsuzluk algısı yaratmaya çalışmakta;
zaman, gerçeküstü ya da gerçeğin bütünleştirilmiş ve sonsuz ile çevrelenmiş hali ile sunulmaktadır. Zaman üzerine böylesi bir algıyı oluşturmak için karakterlerin, oyuncuların ve mekânların geçişliliği, rüyalar, ses ve efektler, belgesel dokümanlar ve baba Arseny Tarkovsky'nin şiirleri yönetmen tarafından usta bir biçimde kullanılmıştır. Ayna'nın ana mekânı, orman içinde yönetmenin dedesine ait bir kulübedir. Yönetmenin çocukluğunun geçtiği bu kulübe, geçmişte bulunduğu aynı yere film çekimi için yeniden inşa edilmiştir. Filmde yönetmenin annesi ve eski eşi oyuncu olarak ve şair babası kendi seslendirdiği şiirleriyle yer almışlardır.

Filmde anlatıcı ve ana karakter olarak yer alan Alexei karakteri, Tarkovsky'i temsil etmektedir. Yönetmen bu filmle kendi varoluşsal hikâyesinde eksik olarak gördüğü kısımları tamamlamayı, çocukluğundaki kayıp ve belirsiz anılara yeniden tutunarak onları yeniden birbirleriyle ilişkilendirmeyi arzulamaktadır. Bu arzusunu da büyük oranda gerçekleştirmiş görünmektedir; ancak Tarkovsky'e göre Ayna, yönetmenin kendisini anlatma çabasıyla yapılmamıştır, hiçbir zaman yönetmenin kendisine dair bir film de olmamıştır. Onun için Ayna, kendisinin en çok kıymet verdiği, sevdiği insanlara karşı yerine getirmeye çalıştığı "görev duygusu" ile örülmüş bir vefanın yansımasıdır. Geçmiş, bugüne olduğu gibi eklemlenemez; geçmişin anımsanışında imajlara gereksinim duyulmaktadır. Yönetmenin anılarından ve rüyalarından gelen imajlarla, tarihsel olaylara ait
haber/belgesel görüntülerin birbirine entegre edilmesi tesadüfi değildir. Bu yöntem geçmişin yeniden çözümlenmesi ve anlamlandırılmasına hizmet eder; ki böylesi bir süreç tüm insanların bireysel olarak mutlaka hayatları boyunca en az bir kez içinden geçtikleri bir çözümleme ve yeniden anlamlandırma sürecidir. Bu sebeple, Ayna hem bir biyografik bir eser, hem de evrensel bir gerçeğe işaret eden; "insan"a dair, anonim bir eserdir. Filmi izledikten sonra Tarkovsky'e mektup gönderen izleyicinin; "nasıl olurda bu kadar benim
hayatım olabilir" demesi gibi hemen hemen her izleyici filmin sonunda bunu demekten kendini alamaz.
Filmin jeneriğinden önceki giriş sahnesinde yönetmen konuşma bozukluğu (kekeme) olan karakterin, doktor tarafından hipnozla tedavi edilmesini anlatmaktadır. Dil, insanın kendini ifade etmesini, kelimeleri ilişkilendirip bütünlüklü bir yapı içinde aktarabilmesini sağlarken; konuşma bozukluğu ise bütünlüklü aktarımı sekteye uğratan ve dolayısıyla anlamı bölen bir problemdir. Filmin ilk sahnesinde, konuşmadaki bu parçalara ayrılmış, bütünlüğü bozulmuş yapıyı yeniden organize eden, kelimeleri anlamlı ve aktarılabilir bir bütünlüğe çeviren yani
yeniden yapılandıran hipnotik yöntem; filmin ana vurgusuna açılan kapıdır. Sigara içerken kırlara bakan anne Maria'nın görüntüsüyle başlayan sekansta Alexei'nin çocukluğunun geçtiği kırsal alan ve kulübe çevresi görülmektedir. Alexei'nin babasıyla ilişkisinin kendi oğluyla ilişkisine nasıl yansıdığı ve bir babanın oğlunu terk edişinin bıraktığı travmatik etkiler, film boyunca melankolik bir anlatım havası içinde sunulmaktadır. Filmde ilk kez bu sahnede görülen siyah-beyaz görüntülerde rüzgârın çalıları dalgalandırması, film içinde pek çok sahnede yeniden görülecek ve zamanlar arası geçişi temsil edecektir. Anılar arası geçişle ulaşılmak istenen ise şiirdeki gibi "aynanın ötesindeki ülke" yani gerçekte var olan tüm görüntüleri anlamlı bir bütünlük içerisinde tekrar bize geri veren, yansıtılışı ve bizim o yansımalar bütününü yeniden algılayıp anlamlandırmamızı sağlayan yapıdır. Babasının "Her şey değişirdi. Leğen, sürahi gibi sıradan şeyler bile.

Aramıza uzanırken, durmadan akan su." dizelerindeki gibi Tarkovsky, Ayna'da basit ve sıradan gibi görünen nesneleri bile sembolik biçimde kullanmış ve sonraki sekanslarda da her nesnenin bağlantılı olduğu anıları, durumları hem bireysel hem de toplumsal bellek açısından belgesel görüntülerle de desteklemeye çalışmıştır. Ateş, su (yağmur), toprak, hava (rüzgar) gibi doğa elementlerinin tekrarlı kullanımı, auteur yönetmen Tarkovsky'nin imzalarından biridir. Ayna'da bu elementlerin daha çok insansız, diyalogsuz sahnelerde yer almasını; elementlerin, doğanın birer parçası olarak birbirleriyle diyalog kurması biçiminde okuyabiliriz. Ateş, Tarkovsky'nin seyircide yepyeni duyumlar ve anlamlar oluşturabilmek amacıyla kullandığı etkin bir elementtir. Su (yağmur) ise, Tarkovsky tarafından hareketi, değişim ve saflığı ifade etmek için kullanılmıştır. Yağmur ve ateş kişinin kendisi dışında gelişen ve iki farklı biçimde dönüştüren, değiştiren kuvvetler olarak dikkat çeker. Rüyalar ve flashbacklerle geçmiş anıları parça parça anımsamak da böylesi bir güce sahiptir. Sinemada ise rüyaların da flashbacklerin de kullanımı dikkat çekicilik, etkileyicilik yaratmaktadır; bu öğeler sebebiyle seyircinin artan dikkati, değişecek sonraki sahneye seyirciyi hazırlamakta ve algılarını açmaktadır. Ayrıca Ayna'daki flashbacklerin rüyalar gibi pek çok simgesel öğe ile bezenmiş olduğu da dikkatlerden kaçmamaktadır. Son sahnelere doğru artık film boyunca vurgulanan yeniden yapılandırma hayata geçirilmeye çalışılmaktadır; geçmişteki ve şu andaki anne figürünü birleştirme bütünleştirme ve onunla barışma aşamasına doğru gidilmektedir. Filmin sonunda Alexei annesini yeniden keşfetmektedir. Artık eski yuvaya ihtiyaç yoktur, birlikte yeni bir yolculuğa güven içerisinde çıkarlar. Geçmişi geçmişte bırakıp geleceğe doğru yönelirler.

Kaynak:
Aslan Mustafa, Tayanç Akıcı, Dilek. (2018). Tarkovsky'nin "Ayna"sına Yansıyan Bellek: Bellek
Türleri, Özellikleri ve Süreçleri Açısından "Ayna" Filminin Analizi. Akdeniz Üniversitesi İletişim
Fakültesi Dergisi, (AKİL) Aralık (30) s. 301-321.

© Tüm hakları saklıdır Psycholocals.

Made on
Tilda